Gözle Görülmeyen Mikroskobik Varlıklara İşaret Eden Ayetler


Bismillahirrahmanirrahim...

Yunus-61 "...Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın."

Sebe-3 "...O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."

Nahl-8 "...O sizin bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratmaktadır."

Nahl-48 "Görmüyorlar mı ki Allah’ın yarattığı şeylerin gölgeleri bile nasıl sağdan soldan sürünüp Allah’a secde ederek dönmektedir?"

Yasin-36 "...ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Yukarıdaki ayetlerde, Kuran'ın indirildiği dönemde insanların bilmediği canlılara ve hem de cansız varlıklara işaret edilmektedir. Nitekim mikroskobun keşfi ile birlikte çıplak gözle görülemeyen ve genellikle tek bir hücreden ibaret olan yeni mikrobik canlılar keşfedilmiştir. Böylece Kuran'da dikkat çekilen başka canlıların varlığı hakkında insanlar bilgi sahibi olmaya başlamışlardır.

Ayrıca ayetlerde geçen zerre tabiri, en küçük, en ufak manasına gelir ki maddenin en küçük yapı taşı demek olup, bugünkü adıyla bölünemez anlamına gelen atomdur. Ayetlerde "bundan daha küçüğü" denerek atom altı parçacıklara da dikkat çekilmiştir.

1900 lü yılların başlarında maddenin en küçük yapıtaşı olan atom keşfedilmiştir. Atom gözle görülmesi imkânsız, çok küçük bir parçacıktır ve sadece taramalı tünel mikroskobu (atomik kuvvet mikroskobu) vb. ile incelenebilir. Bir atomda, çekirdeğin etrafında dönen negatif yüklü bir elektron bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Günümüzde fizikçiler proton ve nötronların da kuark adı verilen çok daha küçük temel parçacıklardan oluştuğunu ileri sürmektedirler.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Sivrisinek ve Örümcek ile İlgili Bilimsel Mucizeye İşaret Eden Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim...

Bakara-26 "Şüphesiz ki Allah sivrisinek veya ondan daha küçüğüyle misal getirmekten çekinmez. İman edenler böyle misallerin Rablerinden gelen bir hak olduğunu bilirler. Kâfirler ise: “Allah bu misalle ne demek istedi?” derler. Allah bu misalle bir çoğunu saptırır, bir çoğunu da hidayete erdirir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır."

Ankebut-41 "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Sivrisineğin, Arapça adı ‘BEÛD’ dur. Âyette BEÛDAT’ şeklinde yer alır. Kelimenin sonundaki "t" harfi kelimeye dişil bir anlam yükler. Bu nedenle âyette bahsedilen sivrisinek dişidir. Ayrıca ‘FEVKAHÂ’ (onun ötesinde) kelimesinin sonuna ilave edilmiş sivrisineğe işaret eden "hâ" zamiri de, dişiliği ifade etmek için kullanılır. Yani mübarek ayette misal olarak özellikle dişi sivrisinek seçilmiştir.

Ve bu mübarek ayetin indiği zamandan yüzyıllar sonra, bilimsel bir dizi araştırmalar sonunda insanın kanını emen ve kanı yumurtaları için
kullanan sivrisineğin, dişi sivrisinek olduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü gibi Kuran`da dişilik ile ilgili bir takı bile bir mucize ortaya koymaktadır. Kur'an her alanda gözleri ve gönülleri körelmemişleri hayran bırakacak mucizeler sergilemektedir.

Örümcekler, dişilerin erkeklerden daha büyük olduğu azınlıktaki canlı türlerinden biridir. Canlı türleri genelde evlerini; soğuktan, sıcaktan, tehlikelerden v.b korunmak için yaparlar. Oysa örümcek evini; evine yanlışlıkla uğrayanları avlamak için inşa eder. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir.

Dişi örümcek, erkek örümcek ile birleştikten sonra eğer kaçmayı başaramazsa kendi erkeğini de öldürmektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi, bırakın başkalarını kendi erkeği için bile güvensizdir. Allah`tan başka dostlara sığınanlar, örümceğin evine sığınanlar gibi mahvolmaya mahkumdur. Kur’an, örümceğin evinin çürüklüğü ile bu mecaz manayı kastetmektedir.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Yeryüzünün En Alçak Yerine ve Bazı Tarihi Hadiselere Önceden işaret Eden Ayetler


Bismillahirrahmanirrahim...

Rum (2-4) "Rumlar yenildi. Yakın bir yerde, yeryüzünün en aşağısında. Fakat mağlûbiyetlerinden sonra onlar tekrar galip gelecekler; Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, bundan sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Ayette bir mucize olarak hem Rumların İranlılara karşı yakın zamanda galibiyet elde edecekleri haberi gerçekleşmiş ve hem de aynı tarihlerde Bedir Zaferi gerçekleşerek müminler sevinmiştir; Yine bu mübarek ayetlerde başka bir mucize olarak yeryüzünün en alçak bölgesine işaret edildiği de anlaşılmaktadır.

...Allah Teâlâ, Resulüne gayptan şu haberi bildiriyordu: Bununla birlikte onlar, bu yenilgilerinin ardından kesinlikle galip gelecekler. Hem uzak değil. Birkaç yıl içinde ki, "bıd" kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder...GerçektenTirmizî'nin Sahih'inde rivayet ettiği üzere "Bedir" günü Rumlar, İranlılara galip geldiler...Hindli Süleyman Nedevî efendi, Asrı Saadet tarihinde bunu şöyle tesbit etmiştir: "Resul-i Ekrem'in işareti gereğince dokuz yıl sonra peygamberin bu haberi gerçekleşmiş ve onun gerçekleşmesi "Bedir" zaferinin elde edilmesine rastlamıştır.(Elmalılı Hamdi Yazır)

Ayette geçen "Ednâ'l-arz" deyimi hem "yakın bir yerde," hem de "arzın en aşağısında" anlamına gelmektedir ki, anlatılan olay için her iki anlam da geçerlidir. Bizans İmparatorluğunun Persler’e yenildiği bölge Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut gölü (Ölü deniz) havzasıdır. Deniz seviyesinden 400 metre kadar aşağıda olan Lut gölü çevresi, Dünya’mızın kara parçalarının “en alçak” noktasıdır.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Evrenin Sonu İle İlgili Bilimsel Teorilerin paralellik Arz Ettiği Bazı Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim...

Nahl-77 "Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir."

Enbiya-104 "Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız."

Tekvir (1-3) "Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman; Yıldızlar kararıp dağıldığı zaman; Ve dağlar, yürütüldüğü zaman!"

Tekvir-6 "Denizler kaynatıldığı zaman"

Rahman-37 "Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman..."

Kıyamet (7-12) Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: 'kaçacak yer nerede?' der. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Kuranın indiği dönemde evrenin bir gün son bulacağı bilinmiyordu; Oysa günümüzde artık pek çok bilim adamı sadece bilimsel veriler ve araştırmalara dayanarak evrenin bir gün kesin olarak yok olacağı noktasında birleşmekte ve bu sonun nasıl olacağına dair bilimsel teoriler üretmektedirler. Örneğin bu teorilerden biri olan Büyük Çöküş (Big Crunch) teorisi, Big Bang'le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Evrenin sonu ile ilgili özetlediğimiz bu bilimsel teori, görüldüğü üzere Kuran ayetleri ile paralellik içindedir.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Çift Yaratılmayla İlgili Bilimsel Keşiflerin Paralellik Arz Ettiği Bazı Ayetler


Bismillahirrahmanirrahim...

Yasin-36 "Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir!"

Zariyat-49 "Düşünüp öğüt alasınız diye, her şeyi çift yarattık."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde biyoloji gelişmiş bir bilim değildi. Bitkilerin üremesi, bu üremedeki dişi ve erkek unsurların rolü bilinmiyordu. Biyoloji ve botanik ilminin gelişmesiyle tohumlu ve çiçekli bitkilerde erkek ve dişi üreme hücrelerinin varlığı anlaşıldı. Botanikçiler bitkilerde cinsiyet ayrımı olduğunu ancak 100 sene evvel keşfedebilmişlerdir.

Ayette geçen bilmediğimiz eşlerle ilgili günümüzde bilimin yaptığı keşiflere örnek verecek olursak;


Elektron mikroskobunun geliştirilmesiyle birlikte, biyologlar hücre içi yapıları inceleme fırsatı buldular. Bu araştırmalar sonunda canlılar aleminde iki temel hücre tipi olduğu ortaya çıktı: prokaryotik ve ökaryotik hücre.

Bakteriler, beslenme şekillerine göre yaşamları için gerekli olan besinleri kendileri sentezleyen (Ototrof bakteriler) ve Besinlerini hazır olarak dışarıdan alan (Heterotrof bakteriler) olarak iki grupda, ayrıca boyandıklarında pembe (gram-negatif) ya da mor (gram-pozitif) renkte gözlendikleri için gram-negatif veya gram-pozitif olarak adlandırılarak yine iki grupta sınıflandırılabilmektedir. Ayrıca yine son yıllarda özellikle hücre biyolojisi, mikrobiyoloji ve genetik alanındaki hızlı gelişmeler, Bacteria ve Archaea adı veilen birbirinden çok farklı iki grup bakteri olduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır. Çok yakın bir tarihe kadar bakteriler aleminde böyle bir ayırım söz konusu değildi.

Virüslerde nükleik asit olarak DNA veya RNA’ dan biri bulunur. Bu şekliyle DNA ve RNA virüsleri olarak adlandırılarak iki grupta sınıflandırılmaktadırlar

Atom üzerindeki çalışmalar ilerledikçe var olan parçacıkların sırf protonlardan, nötronlardan ve elektronlardan oluşmadığı, atomun sandığımızdan da kompleks, daha hassas ve daha mükemmel bir yapısı olduğu anlaşılmıştır. Atomun en küçük parçaları için bile eşler halinde yaratılış hüküm sürmektedir. Protona karşı, eşi antiproton; elektrona karşı, eşi pozitron; nötrona karşı, eşi antinötron vardır.

Maddenin eşler halinde yaratılışı fiziğin en önemli keşiflerinden biridir. İngiliz bilim adamı Paul Dirac bu konudaki çalışmalarından ötürü 1933 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır. Dirac’ın buluşu “Parite” adıyla bilinir ve maddenin anti-madde denilen bir eşi olduğu bu buluşla ortaya konulur. Anti-madde, maddenin tersi özellikler taşır.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Parmak İzine İşaret Eden Ayet

Bismillahirrahmanirrahim...

Kıyamet (3-4) "İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

1856 yılında Genn Ginsen adında bir İngiliz, parmak uçlarındaki çizgilerin her insanda farklı olduğunu keşfetti. 1856 yılına kadar insanlar parmak ucunun önemli özelliğinden haberdar değillerdi.

OKU

Bing Bang (Büyük Patlama) teorisiyle Paralellik Arz Eden Bazı Ayetler


Bismillahirrahmanirrahim...

Enbiya-30 "O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık..."


Felak-1 "De ki: «Felâkın (yaratılıp vücuda getirilmiş olan şeylerin) Rabbine sığınırım.»"

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Felak-1 Tefsir: "Felâk"..."halk" vezninde yarmak, birden bire çatlatıp ayırmak veya pörtletmek demek olan felk masdarından meflûk mânâsına sıfat-ı müşebbehe olduğuna göre infilâk ettirilmiş, çatlatılıp yarılarak belirtilmiş demek olacağından ilk bakışta yarık, yahut çatlak diye tercemesi hatıra gelir....felâk sade çatlağın, çatlayışın kendisinden ibaret değil, daha çok ondan belirip inkişaf ederek meydana gelen neticenin vasfı demek olur. Mesela bir çekirdeği çatlatmak bir felk, çatlaması bir infilâk, bir infitâr, o çatlayış bir fıtrat, onda iki taraflı meydana gelen durum bir çatlak, bir felk, bir şaktır. Onun bir tarafı bir filk, bir şıktır. O çatlağın iki şıkkı arasından netice olarak pörtleyip beliren, inkişâf eden ve genişleyen tomurcuk, yaprak veya su veya ışık, parıltı, açıklık veya herhangi bir mahlûk, (fetha ile) felâk demektir...


Alûsî der ki: " ...tercihe değer birinci daha genel mânâsıdır ki, îcad nuruyla yarılmış olan bütün mümkün varlıklara ve özellikle dağlardan gözeler, bulutlardan yağmurlar, yerden bitkiler, rahimlerden çocuklar gibi bir asıldan doğup çıkan bütün yaratıkları içine alır." Bu şekilde felâk, Samed'in zıddı ve "Rabbi'l-felâk" (felâkın Rabbi), "Rabbi'l-halk" (halkın Rabbi), yahut "Rabbi'l-fıtrat" (fıtratın Rabbi) demek gibi olur...(Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır)

Evet.. O âlemlerin Rabbi'ne sığınmalıdır ki: Sabah vakitlerini meydana getirerek gecelerin karanlığını gideriyor. Yeryüzünü yararak ondan nice ürünleri meydana getiriyor, dağları parçalayarak onlardan nice gözleri, nehirleri, madenleri meydana çıkarıyor. Bulutları darmadağın ederek onlardan yağmurları yağdırıyor, validelerin rahimlerini bir infilâka uğratarak onlardan nice çocukları türetiyor. İşte bu kadar hârikaları, eserleri yaratan, istifâde alanına sunan bir Ezeli Yaratıcı'nın, bir Kerem Sâhibi Mâbud'un koruma ve himâyesine sığınmak, biz kulları için şüphe yok ki: Bir selâmet ve saadet vesîlesidir.(Ömer Nasuhi Bilmen)

"Evrenin nasıl meydana geldiği?" konusu bilim adamları tarafından her zaman en çok merak edilen ve üzerinde en çok konuşulan konulardan biri olmuştur. Şu an üzerinde ittifak edilen ve geniş şekilde kabul gören teori Big Bang yani Büyük Patlama teorisidir. Big Bang, evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktanın patlaması sonucu meydana geldiğini savunan bir teoridir. Big Bang modeline göre, evren genişlemeden önceki bu ilk durumundayken aşırı derecede yoğun ve sıcak bir halde bulunuyordu. Yani âlem tek bir nokta idi. Daha sonra Big-Bang denilen büyük bir patlamayla birbirinden ayrılarak şu andaki şeklini aldı.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Kuvvet ve Caydırıcılık

Bismillahirrahmanirrahim.

Ali İmran-200 "Ey müminler, sabırlı olunuz, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakınız, sürekli savaşa hazırlıklı olunuz ve Allah'tan korkunuz ki, kurtuluşa eresiniz."

Nisa-102 "(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır."

Enfal-17 "(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu)..."

Enfal-60 "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız..."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Peygamber Efendimiz(s.a.v) Buyuruyorlar ki;

"Kuvvet atmaktır."

(Müslim, İmare,167; Ebu Davud, Cihad,23; Tirmizî, Tefsiru sureti 8; İbn Mace, Cihad, 19)

Günümüzde orduların savaşlarda kullandığı bütün modern silahların (top, füze, mermi...v.b) hemen hepsinin temel çalışma prensibinde atma ve fırlatma vardır.

OKU

Uzayın Genişlediğine İşaret Eden Ayet

Bismillahirrahmanirrahim...

Zariyat-47 "Göğü biz kudretimizle bina ettik. Şüphesiz onu genişleten de biziz."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre 20. yüzyılın başlarında, evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar. Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllarda yapılan gözlemlerle de kesinlik kazanmış bulunmaktadır.

OKU

Suyun Döngüsüyle İlgili Bilimsel Keşiflerin Paralellik Arz Ettiği Bazı Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim...

Hicr-22 "...gökten bir su indirip böylece onunla sizi suladık. Hem onu (o suları), mahzenler(in)de tutanlar siz değilsiniz."

Mu'minun-18 "Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter."

Zümer-21 "Allah'ın gökten bir su indirip de onu bir yoluyla yeryüzündeki kaynaklara koyduğunu görmedin mi?..."

Vakıa (68-70) "İçtiğiniz suyu hiç düşündünüz mü? Siz mi onu buluttan indiriyorsunuz yoksa biz mi? Dileseydik onu acı yapardık. Hiç şükretmez misiniz?"

Mülk-30 "De ki: 'Söyleyin bana! Eğer suyunuz (yerin dibine) çekilecek olsa, artık size kim bir akar su getirebilir?"

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Suyun döngüsü ve yeraltı sularının oluşumuna ilişkin ilk belirgin keşif 1580 yılında Bernard Palissy’e aittir. Halbuki Kur’an, yeraltı sularının yağmurlar sonucunda oluştuğunu, yer altındaki rezervlerinde toplandığını, asırlar öncesinde bilim ve tekniğin olmadığı bir asırda haber veriyordu. 

Yapılan bilimsel keşifler neticesinde Atmosferdeki su buharının 13x1012 ton kadar olup, bu miktarın değişmeyen sabit bir değer olduğu belirlenmiştir. Yeryüzüne her saniye ortalama 16 milyon ton su değişik miktarlarda yeryüzünün muhtelif yerlerine inmekte, aynı miktarda da yeryüzünden buharlaşmaktadır.

OKU

Helal ve Haram

Bismillahirrahmanirrahim...

Maide 101 "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

"Helâl, Allah Teâla hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teâla Hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz."

Rezin tahric etmiştir. Tirmizi, Libas 6, (1726); İbnu Mace, Et'ime 60, (3367).

Hz.Muhammed(s.a.v)

OKU

Yıldız Patlamalarına İşaret Eden Ayet

Bismillahirrahmanirrahim.

Fussilet-53 "Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"

Rahman-37 "Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...


Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

OKU

Resim: Uzayda enerjisi biten yıldızların Nasa tarafından çekilen bir patlama (Süpernova) görüntüsüdür.

Kuran'da Miras

Önce konuya bir soruyla başlamak istiyoruz; Diyelim herhangi bir kişi öldükten sonra mallarının yakınlarına taksimi için şimdiden vasiyet yazmak istiyor. Ve öyle bir vasiyet yazmak istiyor ki ölümünden sonra hiçbir sorun yaşanmadan, tüm mal varlığı ne fazla ne eksik tastamam kuruşuna kadar belirlediği varislere öngördüğü miktarlarda adilce dağıtılsın. Sizce bu mümkün mü? Mümkün diyen varsa şu sorulara cevap vermesini bekliyoruz:

1. Vasiyet yazan kişi öldüğünde bırakacağı tüm servetin o günkü değerini, miktarını şimdiden bilebilir mi?

2. Miras bıraktığı kişilerin (Eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri...) vasiyetinin uygulanacağı gün hayatta olmasını, çocuk sayısında değişme olmamasını, eşiyle boşanmayacağını v.b garanti edebilir mi?

Bu sorulara verecekleri cevap tabii ki "hayır" olacaktır; Çünkü gaybı yalnız Allah(c.c) bilir.


Şimdi dönelim vasiyetin yazımına; Sizce paylar nasıl yazılmalı? miktar mı oran mı olmalı? Kişi öldüğünde ne kadar parası, malı ve mülkü olacağını şimdiden bilemeyeceği için, payları miktar olarak örneğin 10.000 lira/1 daire Eşime, 5.000 lira/60 m2 arsa oğluma, 15.000 lira/500 m2 tarla anneme v.b gibi belirleyemez. Geriye tek akılcı yöntem kalıyor o da birbirlerine göre oranlayarak nispi hisseler şeklinde (1/2, 1/8..v.b) dağıtmak. Diyelim ki örneğimizdeki kişi taksimi bu şekilde yaparak bu sorunla ilgili tedbirini aldı.

Geriye mirasçı sayısında değişme olması halinde mirasın artması veya eksik kalmasını önlemek için tedbir almak kaldı. Bu sorunun çözümü vasiyeti uygulayacak kişilerin yapacakları kesirli hesaplamalarda pay ve payda eşitliği yanılgısına düşmemelerine bağlıdır. Yani paylar mutlak değerler olmadığı için direkt mirasın dağıtımında değil, her bir mirasçıya ait reel hisse sayısının belirlenmesinde kullanılmalıdır. Ancak bu şekilde mirasçıların azalıp veya çoğalmasına paralel olarak orantılı bir artış veya azalış sağlanıp mirasın tamamı kimse mağdur edilmeden dağıtılabilir.

örneğin:Vasiyet ve borcun ödenmesinden sonra paylaşacakları mirası 50.000.- Lira farz edelim, Mirasçılar, 2 Erkek çocuk, bir kız ve anne olsun, bu duruma göre mirasın paylaşımı,


2/1 + 2/1 + 1/1 + 1/8 paydalar eşitlenerek 16/8 + 16/8 +8/8 + 1/8 = 41/8 toplam 41 hisse bulunur. Miras toplam hisseye bölününerek tek hisse miktarı: 50.000 : 41 = 1.219,51219512 TL bulunur,
Bir erkek çocuğuna bu tutarın 16 katı miras düştüğünden,
mirastan alacağı pay: 16 x1.219,51219512 = 19.512,1951219 TL
kız çocuğunun alacağı pay: 8 x1.219,51219512 = 9.756,09756096 TL
Annenin alacağı pay: 1x1.219,51219512=1.219,51219512 Lira olarak verilir,hepsini toplarsak: 19.512,1951219 + 19.512,1951219 +9.756,09756096 + 1.219,51219512 = 49.999... Lira bulunur,


Alîm ve Hakîm olan Allah(c.c) Nisa11-12 ve 176 ncı ve diğer miras ile ilgili ayetlerle kıyamete kadar yeryüzünde dağıtılacak her mirasın kendine münhasır durumları ile ilgili varyasyonlara cevap verebilecek ve tüm zamanlara uyum sağlayabilecek, biz kullarına muazzam bir miras hukuk sistemi bahşetmiştir.

Siz okurlarımıza sorular eşliğinde, örnek olay sunmaktaki maksadımız bu önemli konuya dikkatinizi çekmek içindi. Çünkü bu mübarek ayetlerde konulan genel hükümleri, maksatlı veya maksatsız yanlış bir şekilde yorumlayıp, maalesef yanlış hesaplamalar yapanlara rastlamaktayız.

Ayetlerdeki oranlardan yola çıkarak bir matematiksel eşitlik arayışı içinde olanların şunu bilmesi gerekir; Ayetlerde miras dağıtımı ile ilgili herhangi bir matematiksel eşitlik kuralından bahsedilmediği gibi, verilen oranların dışında bir artma veya eksiltmeye gidilemeyeceğine dair bir ifadeye de yer verilmemiştir. Nisa 13. ayette "...İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır..." buyrularak verilen sayıların, hesaplamaya esas temel oranları olduğuna işaret edilmektedir.

Kuran'da miras dağıtım hesaplamasının nasıl yapılacağı sünnet ve ictihada bırakılmıştır. İşte bunun için Hz.Ömer(r.a)mirasçıların payları toplamını oranın paydası kabul ederek, meselenin halledilmesini uygun bulmuştur. "Avl", "avliye" olarak adlandırılan bu yöntem değindiğimiz ihtiyaçları karşılayabilen uygulaması kolay bir hesaplama yöntemidir. Günümüzde de  islam hukuku bu yöntemi esas almaktadır.

Bazı durumlarda ise mirasçı yetersizliğinden dolayı fazlalık meydana gelir, bu duruma "reddiyye" denir, çözümü de artan payın, karı ve koca dışındaki mirasçılara yine âyetlerde bildirilen oranlarda paylaştırılması şeklindedir. Bu çözümler kısmen hadîslere, kısmen de ictihada dayanmaktadır. İslâm'ın kaynağı da yalnızca Kur'ân değil, aynı zamanda ona aykırı olmayan, onun maksadını ve delâletini esas alan sünnet ve ictihaddır. Bu şekilde Artan mirasında kelale kavramının kapsamı genişletilerek, ayetlerde geçmeyen diğer yakın akrabalara da İslam Miras Hukunda dağıtım yapılması sağlanmıştır.

Özetleyecek olursak Kuran'da mirasla ilgili bildirilen oranlar mutlak değerler değildir; Bu değerler ayetlerde zikredilen mirasçıların vuku bulan bir miras dağıtımında biraraya geldiklerinde toplam paylarının

hesaplanmasına esas teşkil edecek nispi değerlerdir.

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

OKU

Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in Görev Yetki ve Sorumluluklarını Tanımlayan Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim.

Nisa-105 “Doğrusu Biz sana gerçeğin ta kendisi olan kitab (Kur'an)'ı indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma!”

Maide-44 "Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir."

Maide-49 "Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır."

Maide-67 "Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez."


Enam-50 "De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

Enam-57 "De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”

Araf-62 "Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.”

Araf-188 De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”

Ra'd-40 "Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir."

İbrahim-4 "Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Allâh dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir."

İbrahim-52 "Bu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir."


Nahl (43-44) "Doğrusu senden önce de kendilerine kitaplar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler."

Nahl-64 “Biz sana Kitabı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve (o Kitap), inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olsun.”


İsra (73-74) "Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin."

Mü'minun-73 "Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun."

Nur-54 "De ki: "Allah'a itâ'at edin, Elçiye itâ'at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen (itâ'at görevini yapmak)dır. Eğer ona itâ'at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık bir şekilde duyurmaktır."

Neml (91-92) De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.”

Ankebut-18 "Eğer siz yalanlarsanız, bilin ki, sizden önce bir takım milletler de yalanlamışlardı. Peygamberin görevi ise açık bir tebliğden ibarettir."

Şura (52-53) "İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisinin olan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner."

Zuhruf(43-44) "Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın."Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız."

Ahkaf-9 "De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

Yusuf-108 "De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim."

Neml-79 "O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin."

Yasin (2-4) "Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin."

Necm (1-3) "Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir."


Hakka (44-47) "Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık.Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız."

Cin (21-23) De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim. De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam. Benim görevim ancak Allah'tan geleni ve O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse, onun cezası ebediyyen kalacağı cehennem ateşidir.”

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

OKU

Peygamber Efendimiz(s.a.v)’i Sevip Saymayı O'nu Övüp Örnek Almayı Emreden Bazı Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim.

 Âl-i İmrân-31 "De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bagışlasın..."


Tevbe-61 "...De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”

Tevbe-128 "Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."

İsra-79 "Resulüm! Gecenin bir kısmında uyanıp, sırf sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere (Kur'an ile) gece namazı kıl. Ümit edebilirsin ki, Rabbin seni bir Makam-ı mahmud'a (övülen bir makama) gönderecektir."

Enbiya-107 "(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik." 

Ahzap-6 "Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır..."

Ahzab-21 "Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır."

Ahzab-40 "Muhammed, Allah’ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur]."


Ahzab (45-46) " Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik."

Ahzab (56-57) "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin. Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır."

Kalem-4 "Ve muhakkak ki sen, gerçekten yüce bir ahlâk üzerindesin!"

Kevser-1 "Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina
Muhammed.

OKU

Peygamber Efendimiz(s.a.v)'e İtaat Edilmesini Emreden Bazı Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim.

Nisa (13-14) "Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Kim de Allah'a ve elçisine isyan eder, O'nun kanunlarını çiğneyip geçerse, Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır."

Nisa-42 "O gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler."

Nisa-59 "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir."

Nisa-61 "Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün."

Nisa-69 "Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!"

Nisa (64-65) "Biz elçileri Allah'ın izniyle, itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendi içlerinde bir haksızlık yaptıklarında, sana gelip Allah dan bağışlanma dileselerdi ve elçide bağışlanmaları için dua etseydi, onlar Allah'ı hataları kabul eden ve bağışlayıcı olarak bulacaklardı. Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar."

Nisa-80 “Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”

Nisa 83 "Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız."

Nisa-115 "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir."

Nisa-170 "Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir."

Haşr-4 "Bunun sebebi şudur: Onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler; Kim Allah'a karşı gelirse Allah'ın azabı şiddetlidir."

Âl-i İmrân (31-32) "De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. De ki: "Allah'a ve Resûl'e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez."

Âl-i İmrân-132 "Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız."

Maide-92 "Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir."

Araf (157-158) "Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. O’ndan başka İlah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmi Peygamber olan Rasul’üne ve onun sözlerine inanıp, iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız."

Enfal-1 "Sana ganimetlerin taksiminden soruyorlar, de ki ganimetlerin taksimi Allaha ve Resulüne aid, onun için siz gerçekten mü'minlerseniz Allahdan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin, Allaha ve Resulüne ıtaat edin"

Enfal-13 "... Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir."

Enfal-20 "Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!"

Enfal-24 "Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız."

Enfal-27 "Ey iman edenler, Allah ve Resulüne hiyanet etmeyin ki, bile bile kendi emanetlerinize hiyanet etmiş olmayasınız."

Enfal-46 "Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."

Tevbe (62-63) "Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mü’min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir. Bilmiyorlar mı ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur."

Tevbe-71 "Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir."

Tevbe-91 "Allah’a ve Resûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."


Nur (51-52) "Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.Her kim Allah'a ve Resûlüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir."

Nur-54 "De ki: "Allah'a itâ'at edin, Elçiye itâ'at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen (itâ'at görevini yapmak)dır. Eğer ona itâ'at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık bir şekilde duyurmaktır."

Nur-56 "Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin."

Nur-63 "(Ey müminler!) Peygamberin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar."

Ahzab-36 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur."

Ahzab-66 "Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler."

Ahzab-71 "...Her kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse, o gerçekten büyük murada ermiştir."

Muhammed (32-33) "İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır. Ey inananlar, Allah'a itâ'at edin, Elçi'ye itâ'at edin, işlerinizi boşa çıkarmayın."

Fetih-10 "Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir."

Fetih-17 "...Kim Allah'a ve Elçisine itâ'at ederse (Allâh) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azâba uğratır."

Hucurat (1 - 3) "Ey iman edenler, Allah'ın ve peygamberinin önüne geçmeyin (saygısızlık etmeyin) ve Allah'tan korkun, çünkü Allah işitir, bilir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır."

Hucurat-14 "...Eğer Allah’a ve Resûlüne itâat ederseniz, (Allah) amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir."

Mücadele-5 "Allah'a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır."

Mücadele-9 "Ey inananlar! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeyi, düşmanlık etmeyi ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın; iyilik yapmak ve Allah'a karşı gelmekten sakınmayı konuşun; kıyamet günü huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının."

Mücadele-13 "...namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır."

Tegabun-12 "Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır."

Cin (21-23) De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim. De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam. Benim görevim ancak Allah'tan geleni ve O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse, onun cezası ebediyyen kalacağı cehennem ateşidir.”

Ahzap-57 "Hiç şüphesiz Allah'ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır."

Şüphesiz Allah (c.c) Doğruyu Söyledi.

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed."

Allah(c.c)'ım bizleri Sana ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resulun Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimize itaat eden kullarından eyle; Allah(c.c)'ım bizleri yanlış inançlara sapmaktan, sapıtmaktan koru; Allah(c.c)'ım bizleri doğru yola ilet, ilettiğin yolda başarılı eyle. (Amin)

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed."


OKU

Hüküm Koyma Helâl ve Haram Belirleme Yetkisi Yalnız Allah(c.c)'ındır

Bismillahirrahmanirrahim.

Maide-87 "Ey müminler Allahın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez."

Maide-44 "Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir."

Maide-49 " Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır."

Enam-50 "De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

Enam-57 "De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”

Enam-62 "Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur."


Araf-3 "Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!"

Araf-32 "De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz."

Tevbe-31 "Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir."

Yunus-59 "De ki: Allah'ın size gönderdiği, sizin de bazılarını haram, bazılarını da helal kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"

Yunus-109 "(Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

Hud (1-2) "Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

Nahl-116 " Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler."

Kehf-26 "... O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”

Zuhruf-44 "Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız."


Tahrim-1 "Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Hakka (44-47) "Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık.Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız."

Şüphesiz Allah (c.c) Doğruyu Söyledi.

Müslüman olmadan önce hıristiyan olan Hatim-i Tâî'nin oğlu Adiy Tevbe-31 nci ayetle ilgili olarak "ya Resulallah, onlara ibadet etmezlerdi" dediğinde cevap olarak Resulullah(s.a.v.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

"Allah'ın helal kıldığına haram derler, siz de haram tanımaz mıydınız? Allah'ın haram kıldığına helâl derler, sizde helâl saymaz mıydınız?" Ben de "evet" dedim. "İşte bu onlara ibadettir." buyurdu.(Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır)


OKU

Peygamber Efendimiz(s.a.v)'e Ümmetine Örnek Olacak Şekilde Kur'an-ı Uygulayabilecek Üstün Özellikler Bahşedildiğine İşaret Eden Bazı Ayetler

Bismillahirrahmanirrahim.

Bakara-151 “Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik."

Bakara-269 "Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar."

Ali İmran-164 "Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler."

Nisa-113 “Allah'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.”

Nahl-125 "(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

OKU

Her Sünnet Hadisdir Fakat Her Hadis Sünnet Değildir

Bismillahirrahmanirrahim...

Ali İmran-32 "De ki: 'Allah'a ve Peygambere itaat edin'. Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez."

Enam-57 "...Hüküm ancak Allah'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

Yusuf-40 "...Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."

Kehf-26 " ...Onlar için Ondan başka bir dost ve yardımcı yoktur. O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."

Nisa-105 "Doğrusu Biz sana gerçeğin ta kendisi olan kitab (Kur'an)'ı indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma!"

Nahl-44 "Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Terim olarak sünnet, Hz. Peygamber'in fillerine, hadis ise sözlerine ve anlatımlarına denir. Kelimelerin lugat manalarına da uygun olarak ilk asırlarda yapılan bu tarif, son zamanlarda değiştirilmiş, sünnet ile hadis ayni şeymiş gibi hadisler için de sünnet kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.

Oysa hadisi sünnetle eşitleyemeyiz yani sünnetle hadis ayni şey değildir. Her sünnet hadisdir; ama her hadis sünnet değildir. Hadis söylemle, Sünnet eylemle ilgilidir. Hadisler zannidir, manen rivayet edilmiştir, doğru anlayıp doğru aktarabilmiş midir, şüphelidir; Dolayısı ile hadis’in cerh ta’dile ihtiyacı vardır; ama sünnet tevatür olduğu için cerh ta’dile ihtiyacı yoktur. Sünnet; Allah(c.c) Resulünün devamlı yaptığı, sahabenin da ondan gördüğü ve kendilerinin de ona uyarak yapmaya devam ettikleri, böylece atadan oğla uygulamalı olarak tevaturen bize kadar intikal ettirilen Resulullah(s.a.v)'in fiillerine denir ve kesinlik ifade eder.Namazın rekat sayıları, kılınış şekli, tesettür vs gibi

Hadis rivayetleri ise, sünneti anlamaya yardımcı olan ve sünnetten izler taşıyan rivayetlerdir. Zira hadisler, Rasulullah(s.a.v)'in uygulamalarının, yani vakıanın aynen aktarımı değil, şahidlerin (sahabenin) o yaşantının nasıl olduğu hakkında hatırladıktan kadarıyla sözlü bilgi aktarımlarıdır. Bu haberler vakıayı motomot ve kuşatıcı bir şekilde aktaramaz. Dolayısıyla hadis, sünnetten iz taşımakla birlikte, sünnetin kendisi değildir.

Sünnet şu şekilde ifade edilebilir. “Hükümlerinin aslı Kur’an’da olan İslam’ın temel ilkelerinin şahitlik keyfiyeti ile Rasulullah(s.a.v)’ın örnekliğine baş vurmanın zorunlu olduğu, zamanı aşkın ümmeti bağlayan model uygulamalardır” Sünnet, Rasulullah(s.a.v)’ın hayat tarzıdır. Allah ile rasulullah’ın arasını birleştirmektir. Rasulullah hz. Muhammed (s.a.v) bir postacı olarak algılanmamalıdır o ilk şahit, nebi-rasuldür. Bu yüzden vahiysiz peygamber peygambersiz vahiy düşünülemez. Sünnet Kur’an’dan Kur’an sünneten koparılamaz. Kur’an ile sünnet etle tırnak gibidir.

Resulullah(s.a.v)'in zaman ve mekan sınırlarını aşan bu örnekliği (yani sünnet), çelişkisiz bir biçimde günümüze kadar yaşayan bir süreklilikle taşınmıştır. Resulullah(s.a.v)'ın örnekliği dinin esasıyla ilgili Kur'an dışında yeni bir ilke belirlemek veya bilgi getirmek şeklinde değil, ancak Kur'an hükümlerinin pratize edilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. örneğin namazın vakitleri, temel erkânı ve rekatları hakkındaki Resulullah(s.a.v) dönemindeki sünnet; bu konuların nasıl uygulanacağı hakkında hiç kimseyi içtihada zorlamadan, bize kadar ulaşmıştır.

Resulullah(s.a.v), ancak Kur'an hükümlerini tatbik için açıklamalar yapmış ve haklarında nass bulunmayan konularda Kur'an bütünlüğünden içtihadi tesbitler çıkarmıştır. Kendisine vahiy inzal olan Resulullah(s.a.v), şüphesiz vahyi en iyi anlayandır; Dolayısı ile gerek vahye tabi olmak konusunda gerekse vahyin şahitliğini yerine getirme konusunda Resulullah(s.a.v)'a itaat, Allah(c.c)'a itaati ifade etmektedir.

En doğrusunu Allah(c.c) bilir.

Yararlanılan Kaynaklar: Kur'an Tefsir/Mealleri ve Sosyal Medya

OKU

Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in Kuranı Terkeden Kavmini Şikayeti


Dini konuları kategorize etmek, maddelere, alt başlıklara, bölüm ve kısımlara ayırmak gibi akademik tarzda ele alıp açıklamaya çalışan bazı geleneksel din alimleri, okumaya insan oğlunun ömrünün yetemeyeceği düzeyde sayısız ciltler dolusu kitap yazmışlardır ve bugün de yazmaya devam etmektedirler. Bunun neticesinde her insanın anlayabileceği kolay, basit kavram ve konular bile maalesef zamanla içinden çıkılamıyacak hale dönüşmüştür.

Örneğin insanın kendisi yani kişilik gibi basit bir kavram, ruh, nefis, kalp, akıl gibi çeşitli bölümlere ayrıştırılmıştır. Veya şirk gibi Allah(c.c)’ın asla affetmeyeceğini bildirdiği ve bu nedenle en küçük zerresinden dahi korunmamız gereken en büyük günah bile, büyük şirk, küçük şirk, açık şirk gizli şirk...gibi kategorize edilerek izah edilmeye çalışılmıştır.


Bundan daha vahim olanı ise, çoğu İslam bilginleri, bazı ayetlerle çelişdikleri konularda kendilerinin yanılabileceğine hiç ihtimal vermeden görüşlerine ters düşen bazı ayetlerin nesh edildiğini ileri sürerek, Hicr Suresi’nin 9 ncu ayetinde bir tek harfi bile değişikliğe uğramadan korunacağı bildirilen Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerini yok sayma cüretinde dahi bulunmuşlardır. Birbirlerinden esinlenerek nesh konusunu bilimmiş gibi görüp, eserler yazıp öğretmişler; Birbirleriyle yarışırcasına kimi nesh edilen ayet sayısını beşe indirmiş, kimi de bu sayıyı 565’e kadar çıkarmıştır.

Ayrıca bu gibi eserlerin kaynak olarak okunmadan, veya bu bilgilere sahip birilerinin düşünce ve yorumlarına başvurulmadan Kur’an ve Sünnet’in her insan tarafından anlaşılamayacağı hurafesi ise Müslüman Dünyasına dayatılmıştır. Sonuç olarak, mübarek ayetlerde buyurulduğu gibi Cenab-ı Allah(c.c)’ın ayrım gözetmeden tüm kullarını mesul tutuğu Kitab’ından ve alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin(s.a.v) Sünnet’inden insanların hür ve özgürce herhangi bir aracı olmadan bizzat istifade etmeleri adeta engellenmiştir.

Allah(c.c) bizleri Kur’an ve Sünnet yolundan ayırmasın. (Amin!)

En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.

Bismillahirrahmanirrahim.

Furkan (26-31) "İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kafirler için de pek çetin bir gündür o. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı (batıl yolcusunu) dost edinmeseydim Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder. Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler. (Resulüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peyda ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

Furkan-30 Tefsiri: Peygamber de, Ya Rab! demekte, yani bir taraftan da Peygamber Allah'a şöyle şikayet etmektedir: Kavmim bu Kur'ân'ı mehcur tuttular. Mehcur tutmak iki anlama gelir birisi terkedip uzak durmak, onunla amel etmemektir. Zira bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Her kim de Kur'ân'ı öğrenir de Mushaf'ını asar, ilgilenmez ve bakmazsa; kıyamet günü gelir, yakasına sarılır 'ya Rab! Bu kulun beni mehcûr tuttu (beni terkedip uzak kaldı, benimle amel etmedi), benimle arasında hüküm ver' der." Diğer anlamı ise; hakkında saçma sapan konuştular, evvelkilerin uydurma masalları dediler, demektir. Peygamberin bu şekilde şikayetini söylemek büyük bir tehdittir. Çünkü peygamberler kavmini Allah'a şikayet ettikleri zaman haklarında azab çabuklaştırılmış olur. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır)

OKU

Nefisle Mücadele

Bismillahirrahmanirrahim...

Yusuf-53 "...Muhakkak ki nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin merhamet ettiği (koruduğu kimse)müstesnâ..."


Kaf-16 "Andolsun ki; insanı, Biz yarattık ve nefsinin kendisine ne fısıldadığını da biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız."

Naziat (40-41) "Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır."

Fecr (27-30) "Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut
edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Cennetime gir."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Peygamber efendimiz (s.a.v) bir savaştan dönünce de, "Küçük cihaddan büyük cihada döndük" buyurdu. Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah büyük cihad nedir?) diye sual edince, Peygamber efendimiz (s.a.v), "Nefsle cihaddır" buyurdu. (Deylemi, Beyheki, Hatibi Bağdadi, İ. Gazali, İ. Süyuti)

"Hakiki mücahid nefsine karşı cihad açan kimsedir" (Tirmizî, Cihad, 2)

"Asıl kahraman, nefsini yenendir." (El-Askeri)

"Aklın alameti, nefse galip gelmek ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir." (Tirmizi)

Hz.Muhammed(s.a.v)

OKU

Çocuk İle İlgili Bazı Ayet ve Hadisler

Bismillahirrahmanirrahim.

Araf (189-190) "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler. Onlara sağlıklı bir çocuk verince; kendilerine verdiği şey ile O’na ortaklar koştular. (Yani, sevgide Allah’ı ikinci plana koyarak müşrik oldular). Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir..."

Enfal-28 "Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır."

Tevbe-55 "Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir."

Kehf-46 "Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır."


Şuara (88-89) "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."

Lokman-33 "Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın."

Hadid-20 "Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir."

Mücadele-17 "Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah'dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır."

Mümtahine-3 "Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir."

Münafikun-9 "Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır."

Tegabün (14-15) "Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.

"İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir, sonra çoluk çocuğu gelir." (Deylemi)

"Ahir zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmayandır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V. 252; Tirmizi, Zühd, 35; İbn Mace, Zühd, 4)

Hz.Muhammed(s.a.v)

OKU

Allah(c.c) İçin Sevmek ve Buğzetmek

Bismillahirrahmanirrahim.

Ali İmran-28 "Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır."

Nisa-144 "Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?"

Maide-51 "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez."

Maide-57 "Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının."

Tevbe-23 "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir."

Lokman-15 "Eğer anne baban seni bir şeyi körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme! Onlarla dünyada iyi geçin! Bana yönelenlerin yoluna uy! Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber vereceğim."

Mümin-35 "Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenler gerek Allah yanında, gerekse iman edenler yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."


Mücadele-22 "Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."

Mumtehine-1 "Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır."

Mümtehine-4 "İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, 'Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir' demişlerdi..."

Mümtehine (7-9) "Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir. Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."

Mümtehine-13 "Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin."

Fetih-29 "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar..."

Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.


Peygamber Efendimiz(s.a.v) Buyuruyorlar ki:

"Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever." (Mümtehine-8) ayetiyle ilgili olarak rivâyet olunuyor ki: Abdül'uzza'nın müşrike olan kızı ve Hz. Ebû Bekr'in zaman-ı câhiliyetteki boşadığı karısı olan "Kuteyle" kendisinin ve Hz. Ebû Bekr'in kızı olup İslâm şerefine sâhip bulunan "Esma" Hazretlerine hediye olarak bâzı şeyler getirip takdim etmek istemiş, Esma Hazretleri ise ne hediyeyi kabul etmiş ve ne anası Kuteyle'yi evine almış, bu hususa dair Hz. Ayşe'ye haber göndermiş, Resûl-i Ekrem Efendimizden sual etmesini istemiş, Hz. Ayşe de sual edince bu âyet-i Kerime nâzil olmuştur. Artık o hediyenin kabul edilmesini ve Kuteyle'nin eve alınmasını ve kendisine ikram ve ihsânda bulunulmasını Resûl-i Ekrem Hazretleri muhterem Esma'ya emretmiştir...(Ömer Nasuhi Bilmen Kur'an Tefsirinden)

Esma Bintu Ebî Bekr (radiyallahû anha) anlatıyor:

"Henüz müşrik olan annem yanıma geldi; nasıl davranmam gerekeceği hususunda Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'den sorarak: 'Annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?' dedim. 'Evet, ona gereken hürmeti göster.' dedi." (Buharî, Hibe 28, Edeb 8; Müslim, Zekat 50 (1003); Ebu Davud, Zekat, 34 1668)


"İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır." (Ebu Davud)

"İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır." (Buhari)


"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!" (Müslim, Îmân 93-94; Tirmizî, Et'ime 45; İbni Mâce, Mukaddime 9)


"Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin. Buna gücü yetmezse dilinizle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse kalben buğzedin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78; Ebu Davut, Salat, 232)


"İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillah, yani Allah için sevgi, Allah için buğzdur." (Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani)


OKU

EN ÇOK OKUNAN YAYINLARIMIZ: